Poseidon bir gün Medusa adlı güzel bir kızın peşine düşer. Onu tanrıça Athena'nın  tapınaklarının birinde kıstırır.

Sunakta tanrıça heykelinin altında, Athena'ya onu kurtarması için dua ederken, Poseidon kıza oracıkta tecavüz eder.

Kendi tapınağında yaşanan bu olaya sinirlenen Athena, Medusa’nın başını keser onu başına saç yerine yılanlar olan çirkin bir yaratığa dönüştürür.

Erkek olan Poseidon'a ne mi yaptı?

Hiç bir şey!

Kadınların bir birlerine destek olması gerekirken, aksine rekabet ve düşmanlık içinde olmaları bize tuhaf gelmiştir hep.

Gelelim konumuza.

Cezaevinde olan Demirtaş,

"Seni Başkan yaptırmayacağız" sloganıyla başlayan süreç,

Ve bugüne evrilen siyasal ve sosyal hayat…

Bu slogan Kürtlerin benimsediği bir slogan değildi ya da en azından başkanlık sistemini isteyen Kürtlerin sloganı değildi.

Ama ne hikmetse slogan tuttu ve ne yazık ki kimse sonucunun nereye varacağını bilmeden benimsedi bu sloganı.

Hemen akabinde “İktidar partisiyle asla ittifak kurmayacağız” çıkışıyla bugün mumla aranan diyalog zeminini elinin tersiyle itti.

Ardından bildiğimiz “Hendek” olayları…

Çok iyi bir hatip, karizmatik bir lider, toplumun ihtiyacı olan afili cümleler.

En son cezaevi hayatı, yazdığı kitaplar ve yaptığı resimler.

Mesela bana göre Seher ve Devran edebi hiç bir yönü olmayan, cezaevinde hele dur bir şeyler yapayım diye yazılan iki kitap sadece.

Totalde yere göğe sığdırılamayan, yeni dönemin ruhuna uygun ikonik bir liderimiz oldu.

Ama Allah aşkına,

Sanki Demirtaş’ın bu kötü gidişatta hiç bir kabahati yokmuş gibi davranmayı bırakın artık.

Şu anda HDP içinde tavan yapmış tasfiyenin temeli o günlerde atıldı.

Ne demişti Erdoğan "Kandilin atadığı adaylar kazansa bile onlar için gereği yapılacaktır."

Bu söylem mevcut HDP’nin ekmeğine yağ sürmüş, atanmış kayyumlar yerine “seçilmiş kayyumlar”ın gelmesini sağlayarak, nasıl yapacaklarını bilemedikleri tasfiye hareketi için zemin hazırlamıştır.  

HDP, kuruluş felsefesini bertaraf ederek, sistemin istediği bir parti olma yolunda emin adımlarla yürümeye devam ediyor.

Doğduğu şartların ve coğrafyanın realitesinden kopan HDP, ajandasından çok uzaklaştı.

Kopuşun ilk belirtisi ya da en belirgin göstergesi “Kürt Silhedînin” “Selocan”a dönüşmesiydi aslında.

‘Selahattin’ ismine her daim ‘Silho’ demiş, ‘Silhedîn’ demiş Kürt, Türk filmlerinden aşina olduğu ‘Doğulu’ tiplemelerinde kullanılan ve kaynağı olsa olsa realiteden bîhaber senarist işgüzarlığı olan ‘Selo’ kısaltması ile dumura uğramadı mı sanıyorsunuz?

Halihazırda yüreğimiz kanıyor, bağrımız yanıyor.

Faili uzakta aramaya gerek yok;

‘Silhedînî’ kim ‘Selo’ yaptıysa, bu manzaranın sorumlusu odur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.